Ruhsal Bozukluklarda Lityum Kullanımı

Lityum, psikiyatride birçok kapıyı açan, altın anahtar niteliğinde bir ilaçtır. Mani nöbetlerinin tedavisi ve iki uçlu bozuklukta koruyucu etkisi kanıtlanmıştır.

Lityum kanda belli düzeyin altına düştüğünde etkisi olmayan, ancak toksik sınırları da dar olan bir ilaçtır. Etkinliği sağlarken toksik dozlara erişmemek için düzenli kan kontrolleri şarttır. Buna uyum sağlayamayan ve uymayan hastalarda kullanılmaması en uygun yaklaşım olur.

Lityum, ağız yoluyla alınımını takiben 18–24 saat kanda kalır ve böbrek yoluyla vücuttan atılır. Gençlerde ve ilaca yeni başlayanlarda ilacın yarılanma ömrü daha kısadır. Yaşla ve kullanım süresiyle orantılı olarak bu süre uzar. Vücutta en çok tiroid bezi ve böbreklerde tutulur. Beyine girişi ve temizlenişi ise yavaştır. Düzenli alımı takiben 3–8 gün içinde kan ve hücrelerde lityum belli bir dengeye oturur. Bu esnada ilk kan lityum düzeyleri ölçülmelidir.

Lityumun çok çeşitli ruhsal bozukluklarda kullanım alanı mevcuttur. Bunlar;

-Mani nöbetlerinin kontrol altına alınması,

-Bipolar duygudurum bozukluklarında koruyucu olarak,

-Yineleyici depresyonlarda koruyucu olarak,

-Siklotimide duygudurum dengeleyici olarak,

-Şizoafektif bozuklukta antipsikotiklere yardımcı olarak,

-Dirençli depresyonlarda antidepresan etkisini güçlendirmek için,

-Antipsikotiklere dirençli şizofrenilerde direnci kırmak için,

-Suça eğilimli, saldırgan davranışlar gösteren kişilerde,

-Alkol ve madde bağımlılığında duygudurum dengeleyici olarak.

Lityumun hasta üzerindeki uzun dönemli koruyucu etkisine 6–12 aylık bir tedavi sürecinden sonra karar verilmelidir. Önceki hastalık dönemlerinde lityumdan fayda gören, ailede iki uçlu bozukluk ve lityuma iyi yanıt öyküsü olan, aile ve sosyal desteğin güçlü olduğu, maniyi izleyen çökkünlük durumları ve ilacın ilk mani atağında başlanması durumunda etkinlik daha iyidir. Çökkünlüğü izleyen mani, karma ve hızlı döngülü nöbetler, alkol ve madde kullanımı, kişilik bozuklukları, dürtü denetim bozuklukları, ailede şizofreni öyküsü ve sosyoekonomik durum bozukluğunda etkin yanıt oranı daha düşüktür.

Lityumun koruyucu tedavideki etkinliğinin birinci koşulu hastanın ilaca uyumudur. Bu amaçla hastalara hastalığının özellikleri, hastalığın gidişi ve dönemlerin sonuçları anlatılmalı, yan etkiler konusunda bilgilendirilmelidir. Karşılaştığımız en büyük sorun henüz az sayıda nöbet geçiren genç hastaların, nöbetlerin artık gelmeyebileceği beklentisiyle düzenli ilaç kullanmaktan kaçınmalarıdır. Hâlbuki erken başlanan koruyucu tedavinin etkinliği daha yüksektir.

Kan düzeylerinin kontrolleri düzenli olarak yapılmak kaydıyla lityum çok uzun yıllar güvenle kullanılabilir. Düzenli ilaç kullanan hastaya denemek amacıyla kesme gibi bir hataya düşülmemelidir. Ani kesmelerde nöbetler çok ağır biçimde ortaya çıkabilir. Kesme zorunluluğu varsa aylar içinde doz ağır ağır düşürülmelidir.

Uzun süreli lityum kullanımında hemogram, idrar tahlili, böbrek fonksiyon testleri, kan şekeri, tiroid testleri ve kalp grafisi takip edilmelidir. Antienflamatuar ilaçlar, idrar söktürücü ilaçlar, ACE inhibitörü gibi antihipertansif ilaçlar ve metranidazol ile birlikte lityum kullanımı zehirlenme belirtilerine yol açabilir. Hastaların kullandığı ilaçları doktorlarına bildirmeleri bu bağlamda çok önemlidir.

Lityumun iyileştirici etkisi 7–10 günden önce görülmez. Lityum başlanan hastada 5 gün sonra kan düzeyine bakılır, etkin kan düzeyine gelinceye kadar doz ayarlaması yapılır. İlk 2 ay, bir-iki haftada bir lityum kan düzeyleri ölçülür. Kan testi gece alınan dozdan 12 saat sonra yapılmalıdır. Lityum seviyesi sabitlendikten sonra kontroller 2–4 ayda bir yapılabilir.

Gebeliğin ilk 3 ayında lityum kullanımının, bebekte kalp damar anomalilerini yükselttiğine dair araştırmalar mevcut olup, genel doğum anomalilerinde ciddi bir artış saptanmamıştır. Gebe annede lityum kullanımı zorunlu ise bebeğin fetal kalp incelemeleri yakinen izlenmelidir. Gebelikte ilacın idrar ile atılımı hızlandığından lityum dozunu arttırmak gerekebilir. Lityum, anne sütüne de geçmekte, sütte kan düzeyinin %70’ine ulaşabilmektedir. Emziren annelerin lityum kullanımı tartışmalı olup, kullanılmamasını önerenler olduğu gibi dikkatlice kullanılabileceğini söyleyen araştırmacılarda mevcuttur.

Lityum genelde iyi tolere edilen ve fazla yan etkisi olmayan bir ilaçtır. Bulantı, ellerde titreme, fazla su içme, çok idrar yapma, iştah ve kilo artımı en sık görülen yan etkileridir. Okul ve iş yaşamını pek etkilemez. Dikkat, algılama, konsantrasyon gibi bilişsel yetilerde hafif azalma bazı hastalarda görülebilir.

Lityum, tiroid bezi ile yoğun etkileşime girer. Tedavi öncesinde ve her 6 ayda bir tiroid fonksiyonları kanda izlenmelidir. Lityum hipotiroidi ve guatr sıklığını arttırabilir. Guatr görüldüğünde veya tiroid yetmezliği belirtileri çıktığında ilacı çoğu kez bırakma gereği yoktur. Tiroid hormon takviyesi sorunu çözecektir.

Çok su içme ve çok işeme lityum alan hastalarda sıktır. Bu durum bazen hastaları tedirgin eder. İlacı kesmekle düzelen bu yan etki antidiüretik hormonun etkisinin azalmasına bağlıdır. Böbrekte gerçek bir hasar çok nadirdir. Yılda bir veya iki kez böbrek fonksiyon testlerine bakılmalıdır.

Dilde yanma, ağızda metalik tad, bulantı, kusma, ishal, sersemlik hissi, yorgunluk, baş ağrısı, deride döküntü, özellikle kadınlarda saç dökülmesi, gözlerde sulanma, kızarma ve yanma, kanda lökositoz, kilo alımı ve ödem diğer yan etkileri olup çoğu kez ilaç kesmeyi gerektirmez.

Lityum zehirlenmesi fazla lityum alımına ve böbrek fonksiyonlarında azalmaya bağlıdır. Koma ve ölüme kadar gidebilir. Hastane tedavisi gerekir. Uygun tedavi ile vakaların çoğu düzelir.