Depresyon

Yaklaşık 2500 yıl önce ünlü hekim, tıbbın atası Hipokrat'ın melankoli olarak tanımladığı depresyon günümüzün en sık rastlanan ruhsal sorunlarındandır.

Depresyonu hüzünden ayırmamız gerekir. Hüzün hepimizin zaman zaman karşılaştığı kısa süreli keyifsizlik, mutsuzluk, hayattan zevk almama, karamsarlık duygularıdır. Daha sonra keyifli, umutlu, sevinçli hale spontan olarak dönülür.

Depresyon ise dünyanın kara bir cehennem gibi göründüğü, hiçbir şeyin zevk vermediği, kişiyi yaşadığına pişman eden keyifsizlik, mutsuzluk, karamsarlık duygularının en az iki haftadır sürdüğü ve tıbbi yardım gerektiren bir tablodur. Kişinin ne yediğinin ne de içtiğinin tadı kalmıştır. Uykuları düzensizleşmiştir. Bazen yaygın vücut ağrıları gibi bedensel belirtiler tabloya eşlik edebilir.

Özellikle mevsim geçişlerinde ve gündüzlerin kısaldığı kış aylarında depresyon sıklığı artmaktadır.

Unutmayalım ki, depresyon insanın karakter, kişilik zayıflığı değildir. Ekonomik durumla ilgili değildir. En zengin Kuzey Avrupa ülkelerinde depresyon sıklığı en fazladır. Depresyon mal, mülk, servet, makam, rütbe fark etmeden herkesi etkileyebilir.

Beyindeki biyolojik tepkimeler depresyon sebebi olabildiği gibi, sosyal faktörler (toplumsal adaletsizlik, iş kaybı, eş kaybı gibi) ve çocukluk döneminden kalma duygu işleme hataları da depresyonda rol oynayabilirler.

Günümüzün imkânlarıyla psikoterapi ve ilaç tedavisiyle depresyondaki düşünce çarpıtmaları yüzde yüz başarıyla iyileşebilmektedir.

Depresyonda neler olur?

1-Kişiler aşırı derecede enerji, istek ve motivasyon kaybı yaşarlar. Hiçbir iş uğraşmaya değmeyecek kadar anlamsızdır.

2-Çökkün bir ruh hali vardır. Kişi önceden hoşlandığı hiçbir şeyden zevk alamaz. Yaşam son derece boş, anlamsız ve keyifsizdir. Olumlu duygular yerini kızgınlık ve öfkeye bırakır. Alınganlık, korku, üzüntü, suçluluk, utanç ve kıskançlık duyguları yoğunlaşır.

3-Kişi hiçbir konuya kendini tam olarak veremez, zihin odaklanamaz. Genelde eski olumsuz olaylar hafızaya gelir. Kötümserlik hakimdir. Gelecek karanlık ve korkutucudur. Kişi ya hep ya hiç düşüncesinde olup, kendini kötü ve değersiz hisseder.

4-Kişi kapana kısılmışlık duygusunu yaşar. Bazen kaçma ve kurtulma isteği çok güçlü olur. Fakat ne yapıp, nereye gideceğini bilemez.

5-Sosyalleşme azalır, kişi kendi kabuğuna yani iç dünyasına çekilir. Diğer insanlara karşı olumlu duyguları azalır, onlarla çatışma içine girer.

6-İştah kaybı, uyku bozuklukları (uykuya dalmakta zorlanma, erken uyanma, aşırı uyku gibi) sıklıkla gözlenir.

7-Ölüm düşünceleri sıktır, bazen intiharla sonlanabilir.

Tıbbi olarak yukarıdaki belirtilerden en az beş tanesinin iki haftadan daha uzun süreyle görülmesi major depresyon tanısını koydurur.

Yapılan en büyük hatalardan biri depresyonun kendiliğinden geçmesini bekleyip tıbbi yardım almamaktır. Bilinmeli ki, depresyon kendiliğinden geçmez, profesyonel yardım gerektirir.

İlaçlar depresyon ataklarının tedavisinde çok etkilidir. Fakat atakları önlemek ve nihai çözüm için bilinçaltındaki olumsuz yaşantı ve duygu izlerinin, psikoterapi ile tedavi edilmesi gerekir.

İlaç desteği gerektiğinde kesinlikle bu tedaviden çekinmemelidir. En kötü antidepresan bile depresyonu kendi haline bırakmaktan daha güvenlidir.

1-Antidepresanların genelde uyku, iştah ve cinsel fonksiyonlar üzerine yan etkileri olup, bunlar çoğu zaman geçici etkilerdir ve ilk 15 günden sonra azalarak kaybolurlar.

2-Antidepresanların olumlu etkileri ortalama 15 günden sonra görülür.

3-Antidepresanlar kişilere kontrol yetilerini kaybettirmezler.

4-Antidepresanlar alışkanlık ve bağımlılık yaratmazlar.

5-İlaç kullanmak utanç verici bir durum değildir.

6-Epilepsi, kalp, böbrek, karaciğer hastalıkları yada diabet ve hipertansiyon gibi hastalıkları olanlarda, ayrıca çok genç ve yaşlılarda antidepresan gibi ilaçları kullanmaya bir engel yoktur. Ancak daha düşük dozlar gerekmektedir.

7-Hamile ve emziren annelerde de gerektiğinde uygun antidepresanlar kullanılabilir.

Kişinin günlük faaliyetlerini engelleyecek kadar ağır depresyonu varsa, depresyon ani başlangıçlı ise, uyku problemleri varsa, ailede depresyon öyküsü varsa, kişi daha önce antidepresan tedaviden fayda görmüşse, ilaca güveni varsa antidepresan ilaç tedavisi endikasyonu ağır basar.

İlaç tedavisine eşlik eden psikoterapi tedavinin altın anahtarıdır.

Antidepresanlar beyindeki dopamin, noradrenalin ve serotonin düzeylerini dengeleyerek etki gösterirler.

İlaç kullanımında düzensiz alım ve çok düşük dozlar etkiyi azaltır. Optimum doz düzenli olarak en az 6 ay süreyle kullanılmalıdır. Her hasta her antidepresandan aynı oranda fayda görmez. Doğru ilacın seçiminde hasta ile psikiyatristin yeterli süre ve yeterli dozda kullanması, gereğinde de ilaç değişimi uygun olur. Size uygun bir antidepresan ve uygun bir psikoterapi yöntemi mutlaka vardır.

Son söz olarak diyebiliriz ki, günümüzde her türlü depresyon yüzde yüze yakın oranlarda başarı ile tedavi edilebilir.