Kişilik Bozuklukları

Ruhsal açıdan sağlıklı bir birey, kendi kişiliğinin, duygu ve davranışlarının farkındadır. Sürekli değişen iç ve dış çevreye karşı benzersiz şekilde uyum sağlama özelliklerinin tümü, kişilik kavramı içinde ele alınır.

Yaygın ve kronik bir ruhsal sorun olan kişilik bozuklukları, psikiyatri içinde önemli yere sahip olup, genel nüfusun %10-20’sinde görülmektedir. Psikiyatrik bozukluğu olanların yaklaşık yarısında da eş zamanlı kişilik bozukluğu bulunur. Kişilik bozuklukları madde bağımlılığı, intihar, duygudurum bozuklukları, dürtü kontrol bozuklukları, yeme bozuklukları ve anksiyete bozuklukları için de kolaylaştırıcı bir faktördür.

Kişilik bozukluğu olan bireylerin ortak özelliklerini özetlersek;

  • Bu bireyler psikiyatrik yardım almayı reddeden en büyük gruptur.
  • Kişilik bozukluğu belirtileri egosintonik, yani ego için kabul edilebilir bir durumdur.
  • Kişilik bozukluğu olanlar alloplastiktir. Yani, kendisinin yerine dış çevreyi değiştirmeye çalışarak uyum sağlamaya çabalar.
  • Bu bireyler uyumsuz davranışları hakkında kaygı duymazlar.
  • Bu kişiler başkalarını farkında oldukları belirtilerin yol açtığı sıkıntıyı fark etmezler.
  • Tedaviye ilgisiz ve dirençlidirler.

Kişilik bozukluğu tanısı koymak için;

  • Kişilik özellikleri katı ve uyumsuz olmalı.
  • Biliş, duygu durum, kişiler arası işlevsellik veya dürtü kontrol alanlarından en az ikisinde problem yaratmalı.
  • Bireyin kültürel normlarından önemli düzeyde sapma gösteren içsel yaşantı ve kalıcı davranışları içermelidir.

Psikiyatri kılavuzu DSM-5’e göre kişilik bozukluklarının alt tipleri şu şekilde sınıflanmıştır.

  1. A Kümesi: Garip, tuhaf özellikleri bulunan kişilik bozukluklarıdır.
  • Şizotipal
  • Şizoid
  • Paranoid
  1. B Kümesi: Duygusal, dürtüsel, tutarsız özellikleri barındıran kişilik bozukluklarıdır.
  • Narsistik
  • Borderline
  • Antisosyal
  • Histriyonik
  1. C Kümesi: Anksiyöz ve endişeli özellikleri içeren kişilik bozukluklarıdır.
  • Obsesif kompulsif
  • Bağımlı
  • Çekingen

Kişilik bozuklukları etiyolojisinde genetik ve psikanalitik etkenler bulunur. Fantezi, disosiyasyon, yalıtım, yansıtma, bölme, pasif agresyon, dışa vurum ve yansıtmalı özdeşim kişilik bozukluklarında sıklıkla kullanılan savunma düzenekleridir.

Paranoid Kişilik Bozukluğu:

Duygularının sorumluluğunu reddetme ve sorumluluğu başkasına yükleme eğiliminde olan bu kişiler insanlara güvenmez ve sürekli şüphe duyarlar. Çabuk kızarlar, düşmanca hislere sahiptirler, öfkelidirler.

Bağnaz, kavgacı, haksızlıklar konusunda sürekli delil arayan, eşini patolojik düzeyde kıskananlarda genelde paranoid (kuşkucu) kişilik bozukluğu vardır.

Paranoid kişilik bozukluğunun genel toplamda yaygınlığı %2-4 arasındadır.

Paranoid kişilik bozukluğu belirtileri şunlardır:

  • Somut delillere dayanmadan başkalarının kendisini sömürdüğünden, kendisine kötülük yapılacağından ya da aldatılacağından şüphelenme.
  • Dostlarının ya da iş arkadaşlarının kendisine olan bağlılıkları ve güvenilirlikleri üzerinde yersiz kuşkulara kapılma.
  • Sır verme konusunda aşırı endişe duyma. Bunun nedeni söylediklerinin kendilerine karşı kullanılacağı kaygısıdır.
  • Sıradan söylem ve davranışlardan aşağılandığı ya da gözdağı verildiği gibi anlamlar çıkarmak.
  • Sürekli kin beslemek. Kendisine karşı yapılan küçük bir hatayı affedemez, kafada büyütür ve gündemde tutarlar.
  • Karşı tarafın uygunsuz kabul edilemeyecek davranışlarını, anlamsız biçimde kişiliğine ya da saygınlığına bir saldırı olarak algılayarak, bunlara ani öfke ve karşı saldırıyla cevap verme.
  • Eşinin veya partnerinin sadakatsizliği ile ilgili yersiz şüphelere sahip olma.

Paranoid kişilik bozukluğunun temel klinik özelliklerinin, yukarıdaki belirtiler doğrultusunda şüphecilik, başkalarının davranışlarını kasıtlı olarak küçümseyici, kötü niyetli, tehdit edici, sömürücü, istismar edici ve aldatıcı olarak yorumlama eğiliminden kaynaklanan başkalarına güvensizlik olduğunu söyleyebiliriz.

Paranoid kişilik bozukluğu olan bireyler sürekli başkaları tarafından zarar göreceği ya da istismar edileceği beklentisi içindedirler. Arkadaş ve dostlar potansiyel bir düşmandır. Nedensiz patolojik kıskançlıkları vardır ve eşlerinin ya da cinsel partnerlerinin sadakatlerini nedensiz yere sıklıkla sorgular, tartışma ve kavga çıkarabilirler.

Paranoid kişilik bozukluğunda dışsallaştırma ve yansıtma savunma mekanizmaları kullanılır. Buna bağlı olarak kendilerinin kabul edemedikleri düşünce ve dürtüleri başkalarına atfederler. Referans düşünceleri ve mantıklı bir şekilde savundukları yanılgıları yaygındır.

Bu kişilerin duygulanımları kısıtlı olup, duygusuzmuş hissi verirler. Gerçekte öyle olmadıkları halde, gerçekçi ve tarafsız olduklarını iddia eder, bununla övünürler. Hoşgörüden yoksundurlar. Zayıf, hastalıklı, engelli ya da bazı kusurları olan kişileri küçümser, güç ve makama saygı duyarlar.

Paranoid kişilik bozukluğu tedavisi:

Paranoid kişilik bozukluğu olanlar kişiler arası ilişkilerde sorunludurlar. Evlilik ve mesleki sorunları yaygındır. Nadiren tedavi arayışına girerler. Eşleri ya da çevresi tarafından tedaviye yönlendirildiklerinde ise kendilerine hakim olup sıkıntısız görünebilirler.

Paranoid kişilik bozukluğu tedavisinde ilk tercih psikoterapidir. Kaygı durumlarında diazepam gibi bir anksiyolitik yeterli olabilir. Şiddetli ajitasyon ve sanrılı durumlarda kısa süreli haloperidol kullanılabilmektedir. Yine bir antipsikotik ilaç olan pimozid bazı hastalardaki kuşkucu düşüncelerin tedavisinde oldukça etkili olabilmektedir.

Şizoid Kişilik Bozukluğu:

Kişiler arası ilişkilerde rahatsızlık, içe dönüklük, kısıtlı duygulanım, sosyal çekilme ile karakterizedir. Şizoid kişilik bozukluğu olanlar başkaları tarafından çoğu kez tuhaf, izole ve yalnız olarak görülürler.

Genel toplumun %5’ini etkileyen bu bozukluk, erkeklerde kadınlara oranla iki kat fazladır. Bu bireyler başka kişilerle çok az temas gerektiren ya da hiç temas gerektirmeyen işleri, özellikle de gece işlerini tercih derler.

Şizoid kişilik bozukluğu tanısında kişilerin çok nadir göz teması kurmaları dikkat çekicidir. Bireyin duygulanımı kısıtlı, soğuk ve uygunsuz biçimde ciddi olabilir. Bu hastaların neşeli anlarını görmek zordur. Konuşmaları amaca yönelik olup, sorulara kısa cevaplar verirler, kendiliğinden konuşmaktan kaçınırlar. Konuşmalarında garip metaforlar kullanmaları tanıda yardımcıdır. Cansız nesnelere ve metafiziksel kavramlara hayranlık duyabilirler.

Şizoid kişilik bozukluğu belirtilerini şöyle özetleyebiliriz.

  • Bir ailenin üyesi olmak da dahil yakın ilişkilerden uzak dururlar.
  • Tek başına yapılan aktiviteleri tercih ederler.
  • Başkalarıyla cinsel deneyime ilgi duymaz ya da çok az ilgi duyarlar.
  • Zevk aldıkları bir etkinlik hemen hemen yoktur.
  • Birinci derece akrabaları dışında yakın arkadaşı, sırdaşı, dostu yoktur.
  • Başkalarından aldıkları eleştiri ve övgülere kayıtsızdırlar.
  • Duygusal açıdan soğuk olup, kopuk ve tekdüze bir duygulanım gösterirler.

Sonuç olarak şizoid kişilik bozukluğu olanların sessiz, uzak, yalnız olmaya eğilimli ve asosyal göründüklerini söyleyebiliriz. Toplumda bihaber sayılabilirler. Yaşamları minimaldir, maddi ve manevi çok az şeye ihtiyaç duyarlar. Rekabete dayanmayan, başkalarının tercih etmediği, tek başına yapılabilen işlerde çalışmayı yeğlerler ve bunlarda başarılı olurlar. Olgun bir cinsellik yaşamı çoğu kez yoktur. Erkekler yakınlaşamadıkları için evlenemeyebilirler. Şizoid kişilik bozukluğu olan kadınlar ise saldırgan ruhlu bir adamla evlenmeyi pasif bir şekilde kabul edebilirler.

Şizoid kişilik bozukluğu olanlar öfkelerini doğrudan ifade edemezler. Matematik, astronomi, felsefe gibi alanlar bu kişiler için idealdir. Bazen gerçek anlamda özgün ve yaratıcı fikirler üretebilirler. Bu kişiler hayvanlara yoğun şekilde bağlanabilirler.

Şizoid kişilik bozukluğu tedavisi:

Şizoid kişilik bozukluğu tedavisinde ilk tercih psikoterapidir. Grup terapileri de bu bireyler için uygundur. İç gözlem yapmaya eğilimli olduklarından psikoterapi oldukça hızlı ilerleyebilir.

Bazı hastalarda tedavi için antipsikotik, antidepresan ve psikostimülan ilaçlar gerekebilir.

Şizotipal Kişilik Bozukluğu:

Toplumun her kesimince dikkat çekici düzeyde tuhaf, garip ve acayip bulunan kişilerdir. Büyüsel düşünme, tuhaf fikirler, referans düşünceler, yanılsamalar ve derealizasyon şizotipal kişilik bozukluğu olanlarda günlük yaşamın bir parçasıdır.

Şizotipal kişilik bozukluğu nüfusun %3’ünde görülür. Erkeklerde hafif şekilde sık olmakla birlikte, frajil x sendromu olan kadınlarda daha çok gözlenmektedir.

Şizotipal kişilik bozukluğunda öykü alma hastanın iletişimindeki tuhaflıklar nedeniyle oldukça güçtür. Bu nedenle psikiyatristleri oldukça zorlayacaktır.

Şizotipal kişilik bozukluğu belirtileri şunlardır:

  • Referans düşünceler.
  • Toplumla uyumsuz ve bireyin davranışlarını etkileyen büyüsel düşünce ve tuhaf inançlar.
  • Bedensel yanılsamaları da içeren olağandışı algısal yaşantılar.
  • Tuhaf düşünceler ve belirsiz, mecazi, çevresel, aşırı ayrıntıcı ya da basmakalıp tarzında garip konuşma şekli.
  • Şüphecilik ya da paranoid düşünceler.
  • Uygunsuz ya da kısıtlı duygulanım.
  • Tuhaf, sıra dışı ya da kendine özgü görünüm veya davranışlar.
  • Birinci derece akrabalar dışında yakın arkadaş ya da sırdaşlarının bulunmaması.
  • Aşırı sosyal kaygı. Bu daha çok paranoid korkularla ilişkilidir.

Yukarıdaki DSM-5 kriterlerine göre şizotipal kişilik bozukluğunun klinik özelliklerinden başta gelen, hastaların düşünce ve iletişimlerinin bozulmasıdır. Düşünce bozukluğu çok belirgin olmasa da konuşmaları tuhaf ve alışılmışın dışındadır. Batıl inançlar yoğundur, geleceği görebildiklerini iddia edebilirler. Özel güç sahibi olduklarına inanabilirler. İç dünyaları hayali ilişkiler, çocuksu korku ve fantezilerle doludur. Algısal yanılsamaları yaygın olup, insanların tümünü aynı ya da odun gibi gördüklerini söyleyebilirler.

Şizotipal kişilik bozukluğunda kişiler arası ilişkiler çok zayıftır. Bu kişiler izole bir yaşam sürerler, çok az arkadaş sahibidirler ya da hiç arkadaşları yoktur.

Şizotipal kişilik bozukluğunun şizofreni hastalarının premorbid kişiliği olduğu kabul edilir. Bazı kişiler ise şizofreniye dönmeden, tuhaflıklarına rağmen sadece kişilik bozukluğu düzeyinde bir yaşam sürdürebilmektedir.

İntiharlar şizotipal kişilik bozukluğunda oldukça sıktır. Şizotipal kişilik bozukluğu olan hastaların %10’unun intihar sonucu hayatlarına son verdikleri psikiyatri literatürüne girmiştir.

Şizotipal kişilik bozukluğu tedavisi:

Şizotipal kişilik bozukluğu tedavisinde psikoterapi ve farmakoterapi kullanılır. Psikoterapi ilkeleri şizoid kişilik bozukluğu tedavisi ile aynıdır. Antipsikotikler ve gereğinde antidepresan ilaçlar tedavinin farmakoterapi ayağını oluşturur.

Antisosyal Kişilik Bozukluğu:

Sosyal normlara uyma zorluğu olarak tanımlanacak bir kişilik bozukluğudur. Suç eylemleri ile karakterize olmasına rağmen, suç ile eş anlamlı görmemek gerekir.

Antisosyal kişilik bozukluğu toplumun binde ikisi ile yüzde üçü arasında bir sıklıkta görülür. Alkol kullanım bozukluğu olan erkekler ve cezaevine düşenlerde oran yüzde yetmiş beşe çıkabilmektedir. Erkeklerde kadınlardan çok daha yaygındır. Onbeş yaşından önce başlar.

Antisosyal kişilik bozukluğu olan bireyler muayenede kendilerini çok iyi gizleyip, kendi halinde, sakin ve güvenilir görülerek psikiyatristi yanıltabilirler.

Antisosyal kişilik bozukluğu belirtilerini şöyle özetleyebiliriz.

  • Sosyal normlara uymakta zorlandıklarından tutuklama nedeni olabilecek yineleyici eylemlerde bulunurlar.
  • Yalan söyleme, takma isim kullanma, kişisel çıkar ve zevkleri için başkalarını yanıltma gibi tutumları sürekli sergilerler.
  • Gelecek için plan yapmazlar, dürtüsel davranırlar.
  • Kavga ve saldırgan davranışlar sergiler, çabuk sinirlenirler.
  • Kendisinin ve diğer insanların güvenliği konusunda umursamaz davranırlar.
  • Sorumsuzdurlar, sürekli işleri yoktur, parasal yükümlülüklerini yerine getirmezler.
  • Yaptıkları zarar verici eylem ve kötü davranışlardan ötürü pişmanlık ve vicdan azabı duymazlar.

Antisosyal kişilik bozukluğu tanısı koymak için yukarıdaki belirtilerin en az üçü bulunmalı, kişi en az 18 yaşında olmalı, davranım bozukluğu belirtileri 15 yaşından önce görülmelidir.

Yalan söyleme, okuldan kaçma, evden kaçma, hırsızlık, kavgalar, madde kullanımı ve yasal olmayan birçok faaliyet çocuklukta başlamış olup, kronikleşmiştir. Hilekar olarak adlandırılan kişilerin çoğu antisosyal kişilik bozukluğudur. Şöhret, ün, kolay yoldan para kazanmak için plan peşinde olup, bu planlarına başkalarını da ortak etmeye çalışırlar. Ahlaki değerlere uymazlar, dürüst olamazlar. Rasgele cinsel ilişkiler olağandır. Tüm bunları yaparken pişmanlık duymamaları en önemli tanı koydurucu özelliktir.

Depresif bozukluklar, alkol kullanım bozuklukları ve diğer madde kullanım bozuklukları antisosyal kişilerde çok yaygındır.

Antisosyal kişilik bozukluğu tedavisinde psikoterapi yanında kaygı, depresyon, öfke gibi belirtilerle baş etmek için farmakoterapi kullanılır.

Borderline Kişilik Bozukluğu:

Nevroz ve psikoz sınırında seyreden bir kişilik bozukluğu türü olup, olağandışı değişken duygulanım, duygudurum, davranış, nesne ilişkileri ve kendilik imajı ile karakterizedir.

Borderline (sınırda) kişilik bozukluğu kadınlarda erkeklerden iki kat daha yaygındır ve toplumun %1-2’sinde görülmektedir. Bu bozukluğa ambulatuvar şizofreni, sanki kişilik, psödonörotik şizofreni, psikotik karakter bozukluğu gibi isimler de verilmektedir.

Borderline kişilik bozukluğu belirtileri şunlardır.

  • Gerçek ya da hayali bir terk edilmeden kaçınmak için olağanüstü çaba gösterme.
  • Kişiler arası ilişkilerde göklere çıkarma ile yerin dibine sokma arasında gidip gelme.
  • Tutarsız bir benlik algısı ya da kendilik duyumu ile kendini gösteren kimlik karmaşası.
  • Dürtüsel davranarak (para harcama, cinsellik, madde kullanımı, tehlikeli araç kullanma, tıkınırcasına yeme gibi) kendine zarar verme riski doğurma.
  • Tekrarlayan intihar girişimleri ya da tehditleri.
  • Duygulanımda dengesizlik.
  • Kendini sürekli olarak boşlukta hissetme.
  • Uygunsuz yoğun öfke veya öfke kontrolünde yetersizlik.
  • Stresle ilişkili geçici paranoid düşünceler veya şiddetli dissosiyatif belirtiler.

Borderline kişilik bozukluğunda bireyler nerdeyse her zaman bir kriz durumundadır. Böyle bir hastayı bir anda tartışmacı, öforik görürken, kısa süre sonra depresif olarak görebilirsiniz. Bu bireylerin davranışlarını kestirme zordur. Başarıları çoğu zaman yeteneklerine göre daha azdır. Yaşamlarının sancılı doğası nedeniyle tekrarlayıcı biçimde kendine zarar verici eylemlere girebilir, intihar girişimlerinde bulunabilirler.

Borderline kişilik bozukluğunda bireylerin kişiler arası ilişkileri çalkantılıdır. Yakın olduklarına bağımlı olabilirler, ancak hayal kırıklıklarına uğradıkları anda büyük öfke göstererek kırıcı davranabilirler. Yalnız kalmak katlanılmaz bir durum olup, arkadaşlık için yoğun bir çaba içindedirler. Yalnızlıklarını bastırmak için tanımadıkları kişilerle kısa süreli arkadaşlıklar, rasgele cinsel ilişkiler sık görülür.

Kronik boşluk hissi, can sıkıntısı, kimlik karmaşası yoğundur. Canlı, heyecanlı, aktif anlarında bile depresif hislerinden yakınırlar.

Yansıtmalı özdeşim, borderline (sınırda) kişilik bozukluğunun tipik savunma düzeneğidir. Bu ilkel savunma düzeneğinde kendiliğin dayanılmaz yönleri başkasına yansıtılır, diğer kişi yansıtıcı rol oynamaya zorlanır ve ikisi birlikte hareket eder.

Bölme mekanizması da borderline bireylerde sık görülür. İnsanlar genelde tümüyle iyi ya da tümüyle kötü olarak algılanır, iyi olanlar idealize edilirken, kötü olanlar değersizleştirilir.

Borderline kişilik bozukluğunda zamanla küçük değişiklikler olsa da genelde değişkenlik göstermeden seyreder. Şizofreniye ilerlemediği kabul edilir. Majör depresyon dönemleri yüksek oranda bulunabilir.

Borderline kişilik bozukluğu tedavisi:

Kişilik bozuklukları tedavisinde en çok araştırılan tür borderline kişilik bozukluğudur. Bu hastalar için psikoterapi yoğun bir çalışma alanı ve tedavi seçeneğidir. En iyi sonucu elde etmek için çoğu kez farmakoterapi de gerekir.

Hasta ve terapist için psikoterapi sürecinin çok zorlu geçeceği bilinmelidir. Bilişsel terapi, davranışçı terapi, diyalektik davranışçı terapi, zihinselleştirmeye dayalı tedavi, aktarım odaklı psikoterapi ve psikodinamik terapiler borderline kişilik bozukluğu tedavisinde kullanılmaktadır.

Tedavinin farmakoterapi kısmında ise antipsikotikler, antidepresanlar, anksiyolitikler ve karbamezapin gibi antiepileptikler olguya göre tercih edilmektedir.