Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

Dikkat uyarılma, uyanıklık, konsantrasyon, motivasyon, uygun uyaranın seçilip uygun olmayanın dışlanması gibi bir çok işlevin kompleks biçimde çalıştığı karmaşık bir kavramdır. Uyanık ve uyarılmış olmak dikkat için olmazsa olmaz bir gereklilik iken aşırı uyarılmış olmak dikkati toplama özelliğini negatif etkiler.

Öğrenme ve öğrenilenleri kullanma becerisi, bilişsel aktiviteyi özgün konu ve nesneye yönlendirme sayesinde olur. Bu özellik uzamış dikkat olarak isimlendirilir. Burada amaçlanan hedef üzerinde yoğunlaşırken, ortamla ve amaçla ilgisiz uyaran ve dürtüler baskılanmalıdır.

Uzamış dikkatin işlevselliği için öncelikle kişi uyarana ya da hedefe yönelmiş yani dikkatini vermiş olmalıdır. Yeni ya da önemli uyaranlar refleks olarak dikkat çekicidir. Dikkatin sürdürülmesi ikinci etkendir. Uyaranın yeniliği, karmaşıklığı, bireyin motivasyonu dikkattin sürdürülmesini etkileyen faktörlerdir. Duyusal ve bilişsel problemler motivasyonu bozarak dikkati sürdürme kapasitesini azaltır. Uyanıklık seviyesi azaldığında veya fiziksel ve zihinsel olarak yorgunluk oluştuğunda hedefteki dikkat sonlanarak başka bir uyarana yönlenecektir.

Seçici dikkat ise, kişinin belirlediği hedefe odaklanıp, ilgisiz bilgilerin dışlanarak göz ardı edilmesidir. Önceki deneyim ve eğitimlere dayalı, hedeflenmiş uyarana yönelme çabası aktif seçici dikkat olarak isimlendirilirken, pasif seçici dikkat refleks olarak istemsiz yapılır. Daha çok kişiyi tehlikelerden korumaya yönelik içgüdüsel eylemlerdir.

Dikkat becerisi kişinin hareketlerini yönlendirdiği gibi her türlü koşul ve uyarana uygun cevabı verme yeteneğini sağlar. Hayatın ilk yıllarından itibaren gelişen dikkat işlevleri önceleri dış dünya denetiminde iken zamanla içsel kontrole yani özdenetime kayar. Özdenetim kişinin dürtülerine hakim olması, istek ve davranışlarını erteleyip bekletebilmesi ve dış baskılar olmadan da sosyal hayata uyum sağlayabilme becerileridir.

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda işitme, dokunma ve görsel uyaranlarla sağlanan duyusal sistem ile denge ve hareket sisteminin uyum içinde çalışmasında sorun vardır. Beyindeki frontal lobun işlevlerinin bozulması neticesi davranış ve dürtüler kontrollü olarak frenlenememektedir. Bundan dolayı duygulanımda, bellekte, uyarılmışlık seviyelerinde, motivasyonda içdenetim sağlanamamakta, dikkat süresi azalan çocuk uyarandan uyarana yönelmekte, kıpır kıpır, yerinde duramayan, aşırı hareketli bir tablo göstermektedir.

Duygusal uyaranlara uyarılmışlık düzeyine göre farklı tepkiler verilir. Yeni veya önemli varsayılan bir uyaran uyarılmışlığı arttıran en önemli faktördür. Yeni bir uyaran karşısında bilinçsiz bir şekilde yönelme refleksi denen davranışı göstererek tüm alıcılarını o kaynağa yönlendirir. Bu yönlenme, yeni olmayan ancak önceki deneyimlerde önemli olarak hafızaya kaydedilen bilgiler için de geçerlidir. Bu bilgiler öğrenilmiş olduğu gibi türe özgü, özellikle korunmaya yönelik içgüdüsel bilgiler de olabilir.

Alışma ise öğrenmenin en basit formu olup yönelmeler neticesi tepkinin kaybolmasıdır. Alışma ortama uyumu sağlar. Ders çalışan bir çocuğun yoldan gelen trafik gürültüsünü duymaması, konu dışı uyaranları görmezden gelerek önemli olanı seçmeye yönelik alışma tepkisidir. Özdenetimini sağlamış bir çocuk bu refleksi rahatlıkla gösterebilirken, DEHB olan bir çocuk bırakın trafik gürültüsünü, yan odadaki fısıltıyı bile algılayarak derse olan odaklanmasını yitirecektir. Şizofrenilerde, yaşlılarda ve demanslı bireylerde de alışma güçlüğü sıklıkla gözlenmektedir.

Bu temel bilgilerden sonra, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunu (DEHB), dikkat eksikliği, hiperaktivite yani aşırı hareketlilik ve dürtüsellikten oluşan bir triad olarak tanımlayabiliriz. Bu temel belirtilere gelişimsel, duygusal ve öğrenme problemleri ile motivasyon eksikliği çoğu kez eklenmektedir. Okul çağı çocuklarının yaklaşık %5’inde görülen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun 7 yaşından önce başlaması temel özelliktir. Bu çocuklar evde, okulda sorun yaşarlar. Erkeklerde daha sık görülür. Ortalama 3 yaş civarında başlamakla birlikte tanının netleşmesi daha ileri yaşlarda gerçekleşir. Okul öncesinde tanının konması ve uygun tedavinin yapılması birçok problemin başlamadan önlenmesini sağlayacaktır. Kronik seyirli bir hastalık olup belirtiler yaşa göre değişiklikler gösterir.

Uyku ve iştah sorunları, dağınıklık, düzesizlik, aile, okul ve arkadaşlarla ilişki sorunları, zamanı optimum kullanamama gibi problemler yaşa göre değişik düzeylerde gözlenebilir.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar sabırsız, aceleci, unutkan, yerinde duramayan, konudan konuya atlayan, dürtüsel, dalgın, çabuk bıkan, maymun iştahlı, dağınık olurlar. Bedenleri orada olmasına rağmen akılları başka yerde gibidirler. Hiçbir şeye tam odaklanamazlar. Öğretmenleri sıklıkla, arkadaşlarıyla konuşmaktan kendini derse veremiyor, zeki ama dikkatsizliğinden kaybediyor, düşünmeden cevap veriyor diye şikayet ediyorsa çocuğunuzda DEHB olabilir. Bu çocuklar 5-10 dakika ders başında oturamaz. Su içme tuvalete gitme gibi bahanelerle sık sık yerinden kalkar, kalemini düşürür masadan kalkar, kalemini açmaya gider masadan kalkar. Ödevlerini ya yapmaz ya da evde unutur, sınavlarını unutur.

Buna benzer davranışlar çoğu kez anne babanın eğitim ve disiplin kusuruna, çocuğun haylaz, şımarık,tembel olmasına veya aşırı zeki olmasına bağlanır, tanı ve tedavide gecikmeler yaşanır.

Aslında bunun sebebi DEHB’ dur. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu genetik zeminde, dopamin, noradrenalin, glutamat yolaklarında işlevsel bozuklukların olduğu ve biyolojik mekanizmaların rol oynadığı, beyindeki limbik sistemin düzgün çalışmadığı klinik bir tablodur.

Disleksi (okuma bozukluğu) gibi özgül öğrenme bozuklukları, karşı gelme bozukluğu ve davranım bozukluğu sıklıkla DEHB’na eşlik eder. Bunun yanında depresyon ve benzeri duygudurum bozuklukları, çeşitli tikler, kaygı ve takıntı bozuklukları dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna eşlik eden diğer psikiyatrik hastalıklardır. Her üç vakanın ikisinde tabloya ikinci bir psikiyatrik bozukluk eklenmektedir.

İlerleyen yaşlarda DEHB’na bağlı dürtüsellik ve dikkat kusurları meslek seçimi ve iş hayatında sorunlara, evlilik ve sosyal ilişki problemlerine, alkol ve madde kullanımına, keyifsizlik, mutsuzluk, memnuniyetsizlik, tatminsizlik gibi duygusal tepkilere yol açabilmektedir.

DEHB olan kişiler her zaman aşırı hareketli, yerinde duramayan bir klinik tablo göstermeyebilir. Bazı alt tipler sakin ve sessiz bir görünüm verebilir.

DEHB’nun oluşumunda ailenin tutumunun hiçbir rolü yoktur. Yanlış ve uygunsuz aile tutumları sadece klinik belirtileri arttırıcı bir rol oynar. Ailenin uygun yaklaşımı ise klinik tabloyu düzeltmede çok önemlidir.

DEHB olan çocuklarda dikkat kusuru olmasına rağmen televizyon, bilgisayar gibi aktivitelerde, hareketli ve eğlenceli oyunlarda uzun süre odaklanabilirler. Dikkat kusuru daha çok, sıkıcı, zevk vermeyen, yapılması için çaba gerektiren etkinliklerde kendini gösterir.

Yapılan araştırmalar dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun beslenme, alerji gibi faktörlerle ilişkili olmadığını göstermektedir. Karbonhidrattan zengin beslenme, B vitamininden fakir beslenme gibi halk arasındaki yaygın inanışların tıbbı bir gerçekliği yoktur.

DEHB’da tedavinin temeli aile eğitimi ve ilaç tedavilerine dayanır. Uyarıcı ilaçlar tedavide ilk tercihtir. Dopamin ve noradrenalin geri alımını engelleyen metilfenidat (Ritalin, Concerta) bu grupta en çok kullanılan ilaçlardır. Uyarıcı (stimulan) ilaçların, DEHB olan çocukların ergenlik ve erişkinlikte madde kullanım bozukluğu riskini azalttığı tespit edilmiştir. Uykusuzluk, iştahsızlık, karın ve baş ağrıları en sık gözlenen yan etkileridir. Tikler üzerine bazen olumlu bazen de ters etki yapabilirler.

Atomoksetin (Strattera), imipramin (Tofranil), bupropion, klonidin, risperidon, modafin gibi ilaçlar da gerek dürtü kontrol sorunları, gerek davranım problemlerinin tedavisinde tercih edilen ilaçlardır. İlaçların psikiyatrist tarafından takibi önemlidir. Ailenin ilaç takibindeki rolü de önemli olup, çocuk psikiyatristini yönlendirmeye yardımcı olacaktır. İlaç tedavisi kadar önemli bir konu da destek tedavileridir. Aile eğitimi ile anne ve baba tutumlarının düzenlenmesi, okul ve öğretmenle işbirliği, çalışma ortamının düzenlenmesi, sosyal becerileri arttırmaya yönelik uygulama ve aktiviteler bu grup içinde sayılabilir. Davranışçı terapiler de tedavide önemli rol oynarlar.