Duygudurum Bozuklukları

Neşe, üzüntü, öfke, kin, nefret, korku, bunaltı, kaygı gibi duygusal tepkiler duygulanım olarak tanımlanır. Algılamak, tanımak, değerlendirmek, neden sonuç bağlantısını kurmak, hafızaya almak gibi zihinsel yetiler ise bilişsel süreçlerdir.

İnsan düşünsel ve bilişsel yanına duyguları katabildiği ölçüde insanlaşmaktadır. Duyguların ortadan kalktığı bir dünyada mutluluktan, yaratıcılıktan, sanattan, heyecandan, motivasyondan eser kalmaz. Bireysel ve toplumsal ilişkilerimizde duygularımız bizi yönlendirir, yaşamdan haz veya acı duymamıza sebep olur.

Duygulanım, her türlü uyaran, olay ve düşünceye neşe, öfke, üzüntü, sıkıntı gibi duygusal tepkiler verebilme yetisidir.

Duygudurum ise, duygulanım halinin belli süre, belli derecede bulunması durumudur. Günlük yaşam içinde neşe, sıkıntı, tedirginlik, huzursuzluk, öfke, taşkın ya da çökkünlük gibi dalgalanmaları sıklıkla yaşarız. Duygudurumun belli sınırlar ve süreler içindeki değişimleri normaldir.

Bu duygular süreklilik kazandığında ya da bilinçdışı nedenlere bağlı veya hiç sebepsiz üzüntü, öfke, çökkünlük ya da coşku gibi duygulanıma girildiğinde duygudurum bozukluğundan söz edilebilir. Duygudurum bozukluğunda duyguların aşırılık ve süresinin yanında içinde bulunulan duruma uygunluğu da önemlidir. Bireyin futbol maçında bağırıp çağırması, taşkınlık ve coşkuda bulunması normalken, bunu hastanede veya iş ortamında yapması bozukluk olarak değerlendirilir. Üzülecek veya sevinilecek bir durumda tamamen tepkisiz kalmak ta bir duygudurum bozukluğudur.

Duygudurum bozuklukları çok eski çağlardan beri bilinmekte olup ağır çökkünlük ve mani dönemleri tanımlanmıştır. Hipokrat, ağır çökkünlük durumuna melankoli adını vermiştir. Kraepelin ise 20. yüzyıl başlarında mani ve melankolinin türlerini psikoz manyak depresif (PMD) hastalık adı altında toplayarak literatüre ismini yazdırmıştır.

Depresyon (çökkünlük) Dönemi:

  • Derin üzüntü ve bunaltı vardır.
  • Düşünce, konuşma, hareket ve fizyolojik işlevlerde yavaşlama, durgunlaşma vardır.
  • Değersizlik, küçüklük, güçsüzlük, karamsarlık duyguları hakim olup, isteksizlik mevcuttur.

Bunları biraz açarsak; Hasta üzüntülü görünümde, omuzlar çökük, öz bakımı azalmış, genel bir yavaşlama ve durgunluk içindedir. Tedirgindir, yerinde duramaz. Ağır vakalarda konuşma alçak sesli ve yavaştır. Bazen hiç konuşmaz. Sabah bunaltısı dikkat çekicidir. Eskiden istek ve zevkle yaptığı şeylerden isteksizlik duymakta, zevk alamamaktadır (anhedonia). Bilişsel yetiler yerindedir, algı bozukluğu yoktur. Unutkanlık sıklıkla gözlenir. Bu daha çok dikkat azalmasına bağlıdır. Düşünce hızı yavaşlamıştır. Zihin pişmanlıklar, olumsuz anılar, gelecek korkusu ile doludur. Hasta çaresizlik içindedir ve kendini suçlama eğilimindedir. Yanlış ve olumsuz giden her şeyden kendini sorumlu tutar. Kendini beş para etmez, işe yaramaz biri olarak görür. Her türlü kötülük ve cezayı hak etmiş hisseder. Bu durumda intihar düşünceleri olabilir. Ağır durumlarda kötülük görme beklentileri, kötülük görme sanrılarına dönüşebilir. Bazen bedensel yakınmalar ağır basar, hasta hipokondriyak uğraşlarla doktor doktor dolaşır. Psikomotor yavaşlama olur. Konuşma, yürüme, iş yapma zorlaşmıştır. Hastalar sıklıkla, enerji azlığı, halsizlik, güçsüzlük, yorgunluktan yakınırlar. İştah ve kilo değişiklikleri sıktır. Cinsel isteksizlik, kabızlık, uyku düzensizlikleri çoğu hastada mevcuttur.

Çökkünlük tanısı koymak için bu belirtilerin sosyal ve mesleki işlevleri etkileyecek ya da belirgin sıkıntı verecek düzeyde olması ve en az 2 hafta sürmesi gereklidir.

Mani dönemi:

Mani, çökkünlük durumunun tam tersi bir tablodur. Bazen aşırı neşeli, bazen de öfkeli ama coşkulu bir duygudurum içinde düşünce, konuşma ve hareketlerde hızlanma ile giden, güçlülük, büyüklük duygu ve sanrılarının hakim olduğu genel bir taşkınlık halidir.

Hasta bu dönemde canlı, hareketli ve kendine aşırı güvenlidir. Bazen aykırı ve renkli giyimiyle dikkati çeker. Kendini çok iyi hissettiğinden doktora gitmek istemez. Bu sebeple kendisini getirenlere ve doktoruna öfkelenebilir.

Yüksek sesli, hızlı, konudan konuya atlayan, basınçlı bir konuşma tarzı vardır. Konuşmasını kesmek, araya girmek, soru sormak mümkün olmayabilir. Herkesle konuşur, hemen dostluk kurar. Fakat bu ilişkiler yüzeysel ve kısa sürelidir.

Öfori dediğimiz aşırı neşe hali, zaman zaman da öfke hakimdir. Açık saçık şakalar, küfürlü konuşmalar, erotik fıkralar hastaya büyük zevk verir. Engellendiğinde kendisini durduranlara kızar, saldırgan tavırlar gösterebilir.

Bilinç, bellek ve algılama yerindedir. İlk dönemlerde algı ve dikkat artmakla birlikte, bir dönem sonra dikkatini odaklamakta güçlük çeker. Dikkati çok çabuk dağılır, bir uyarandan öbürüne anında kayar. İllüzyon ve halüsinasyonlar görebilir. Sıklıkla büyüklük ve üstünlük belirten sesler işitebilir.

Düşünce süreci hızlanmıştır. Sürekli konuşma ihtiyacındadır, konudan konuya atlar, çoğu kez kafiyeli konuşmaya çalışır. Bazen konuşmanın motor hızı düşüncelerine yetişemez. Düşüncelerinde büyüklük, üstünlük, yeteneklilik duyguları egemendir. Kendini herkesin üzerinde görür, rahatsızlığını kabul etmez, tedaviyi reddeder. Sınırları aşan özgüveni nedeniyle tehlikeli eylemlere girişip, hayatını tehlikeye sokabilir.

Hasta gece gündüz yorulmak bilmeyen bir hareket halindedir. Gereksiz aşırı alışveriş, düşüncesizce yatırımlara girişme, uygunsuz cinsel eylemlere kalkışma, sürekli gezme ihtiyacı gibi davranışlar sıktır. Manik dönemi atlattığında, hasta o dönemde yaptıklarına inanamaz, onlardan utanç ve suçluluk duyabilir.

Uyku ihtiyacı azalmıştır. Gece hiç uyumadığı halde güne büyük bir enerjiyle başlayabilir. İştahı artmakla birlikte aşırı aktivitelerinden yemek yemeye bile vakit bulamaz ve bu yüzden kilo kaybedebilir. Cinsel istek artar fakat uyumlu cinsel aktivitelerde bulunması zordur. Zevk veren uğraşılara ilgisi artmıştır.

Sonuçta tüm enerjiye, özgüvene, büyük hedeflere rağmen organize bir davranış sergilenemediğinden hiçbir eylemi başarıya ulaşamaz. Ortalama bir hafta içinde aşırı efor, uykusuzluk, yeterli beslenememe gibi sebeplerle sesi kısılır, zayıflar, bitkin düşer, ateşlenebilir, vücut su ve elektrolit kaybeder. Bu durumda damardan serumla beslenmesi gerekebilir.

Mani dönemi tanısı için bu belirtilerin en az 1 hafta, hipomani tanısı için en az 4 gün sürmesi gerekmektedir.

Tek Uçlu (Unipolar)ve İki Uçlu (Bipolar) hastalık:

Tek uçlu bozukluk yineleyici depresyon ile eş anlamlıdır.

Bipolar (iki uçlu) bozuklukta ise ya yalnız mani dönemleri ya da birbirini izleyen mani ve çökkünlük dönemleri mevcuttur. Hastanın bir çok kez geçirdiği çökkünlük dönemleri arasında bir kez bile geçireceği mani dönemi, hastalığın iki uçlu duygudurum bozukluğu tanısı almasını sağlar. Hiçbir dönemde mani veya hipomani atağına rastlanmamışsa, hastalık tek uçlu duygudurum bozukluğu ya da yineleyici çökkünlük adını alır.

Hızlı Döngülü İki Uçlu Bozukluk:

Bir yıl içinde en az 4 mani-hipomani ve çökkünlük ile giden duygudurum dönemi geçirilmelidir. Kadınlarda daha sıktır. Kaygı bozuklukları, sınırda kişilik bozukluğu, alkol ve madde kullanımı, hipotiroidizm ve uzun süreli yüksek doz antidepresan kullanımının hızlı döngülülüğe yol açtığı bilinmektedir.

Distimik Bozukluk:

En az 2 yıl süren, mutsuzluk, karamsarlık, halsizlik, güvensizlik, değişik somatik sıkıntılar, istek ve ilgi azlığı ile giden çok ağır olmayan bir çökkünlük tablosudur. Sanrılar ve başka psikoz belirtileri yoktur. Arada kısa süreli iyilik dönemleri olabilir. Genellikle genç yaşlarda başlar.

Siklotimik Bozukluk:

Klinik olarak görece hafif ve kısa süren taşkınlık ve çökkünlük durumlarıdır. Coşkulu dönemler, durgun dönemlere göre daha uzundur. Bundan dolayı iş yaşamında ve sosyal hayatta başarılı bulunurlar. Çoğu kez tedavi gerektirmez.

Şizoaffektif Bozukluk:

Psikiyatrinin en tartışmalı konularındandır. Hastalık dönemlerinde hem şizofreni hem de duygudurum bozukluğu belirtileri bir arada bulunmalıdır. Başka bir tanıma göre duygudurum dönemleriyle giden bir hastalık sırasında bu dönemlerin dışında sanrı ya da varsanılar sürüyorsa tanı şizoaffektif bozukluktur.