Duygu Durumu Bozukluklarında Risk Etkenleri

Psikiyatride önemli yer tutan ve psikiyatristlerin sıklıkla karşılaştığı duygu durumu bozukluklarında birçok etken rol alır. Antalya Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi olarak bu yazımızda duygu durumu bozukluklarındaki etkenleri özetleyeceğiz.

Duygu durumu bozukluklarında yaş:

Depresyon özellikle orta yaş hastalığı olup, 45 yaş altında daha sık görülür. İleri yaşlarda depresif belirtiler artsa da majör depresyon sıklığı orta yaşa göre düşüktür.

Bipolar bozukluk ise majör depresyona göre daha genç yaşlarda ortaya çıkar.

Duygu durumu bozukluklarında cinsiyet:

Major depresyon sıklıkla kadınların hastalığıdır. Her iki kadına karşılık, bir erkekte majör depresyon saptanır. Yaş ilerledikçe bu fark azalır. Hormonal etkenler, menopoz, hamilelik gibi durumlar ve kadına toplum içinde biçilen rolün ağırlığı kadınlarda depresyonu arttıran temel faktörlerdir.

Bipolar affektif bozuklukta ise cinsiyet farkı izlenmez.

Duygu durumu bozukluklarında medeni durum:

Ayrı yaşayan veya boşanmış eşler arasında bipolar bozukluk ve depresyon oranları yükselmektedir. Yakın zamanda eşini kaybetmiş ya da eşinden ayrılmış kişilerde majör depresyona sık rastlanır.

Yalnız yaşayanlarda, evli olanlara göre depresyon gelişme riski iki kat daha yükselmektedir.

Evli erkekler bekar erkeklere daha daha düşük depresyon riskine sahipken, bekar kadınlarda evli kadınlara göre depresyona daha seyrek rastlanır. Yalnız yaşayan annelerde ise depresyon oranları yüksektir.

Duygu durumu bozukluklarında aile öyküsü ve genetik özellikler:

Genetik yatkınlık özellikle bipolar bozuklukta öne çıkmaktadır. Bireyin birinci dereceden akrabalarında majör depresyon öyküsü bulunuyorsa kendisinde de depresyon görülme olasılığı artmaktadır.

Duygu durumu bozukluklarında bebeklik ve çocukluk döneminin önemi:

Çocukluk döneminde yaşanan travmalarla bipolar bozukluk arasında net bir ilişki kurulamamaktadır.

Erken dönemlerde yaşanan ayrılık ve kayıpların depresif yapı geliştirmeyi kolaylaştırdığı ya da kişinin ilkel savunma düzeneklerini kullanarak depresyona direnç geliştirdiğine dair özellikle psikiyatrist Spitz’in çalışmaları referans kabul edilmektedir.

Çocukluk döneminde yaşanan ebeveyn kayıpları, ebeveynin çocuğa karşı yeterli ilgi göstermemesi ve çocuğun fiziksel ya da cinsel istismara uğradığı durumlarda ise ileriki dönemlerde depresyon riski yükselmektedir.

Hastalık öncesi kişilik özelliklerinin duygu durumu bozukluklarındaki rolü:

Obsesif kompulsif kişilik, katı üst benlik nedeniyle öfke ve kızgınlık gibi duyguların ifade edilememesine yol açarak öfkenin kişiye yönelmesini sağlar ve depresyon oluşumunu kolaylaştırır.

Histriyonik, pasif bağımlı ve borderline kişilik bozukluklarında ilgi ihtiyacı yüksek olduğundan depresyona daha sık rastlanır.

Projeksiyon ve diğer eksternalize benlik savunma düzeneklerini sıklıkla kullanan antisosyal ve paranoid kişilik özelliği gösterenlerde ise depresyon daha az görülür.

Olumsuz yaşam olayları ve stres etkenlerinin duygu durumu bozukluklarındaki rolü:

Kısa sürede üst üste gelen ya da uzun süren kronik olumsuz yaşam olayları depresyon için önemli bir risk etkenidir. Major depresyonun özellikle ilk atağında %70-90 böyle bir öykü vardır.

Sevilen birinin kaybı, ekonomik zorluklar, iş yerinde anlaşmazlık, terör gibi güvenliği tehdit eden bir ortamda bulunma, kronik hastalıklar, çatışmalı evlilikler, eşinden ayrılma ya da eşin ölümü, iş değişikliği ya da çalışma şartlarının değişmesi bunlara örnek verilebilir.

Bipolar bozuklukta olumsuz yaşam olaylarının etkisinin rolü psikiyatrik çalışmalarda kesin olarak gösterilemese de nüks riskini arttırdığı kabul edilir.

Psikososyal duyarlılığın duygu durumu bozukluklarındaki rolü:

Olumsuz psikolojik temel, yaşam olayları ve çevresel stres etkenleri duygu durumu bozukluklarında özellikle ilk atakta daha etkilidir. Bunlar beyin nörokimyasını etkileyerek biyolojik değişikliklere yol açabilir. Bu biyolojik değişiklikler daha sonraki ataklarda stres etkeni olmadan da hastalığa neden olabilmektedir.

Tekrarlayan majör depresif bozuklukta ilk iki atağı takiben diğer ataklarda stres etkenleri giderek önemini yitirmektedir. Bu durum psikiyatride Kindling fenomeni olarak isimlendirilir.

Duygu durum bozukluklarında sosyoekonomik durum ve sosyal desteğin rolü:

İşsizliğin depresyonu üç kat, yoksulluğun ise iki kat arttırdığına dair yayınlar sıktır. Bipolar bozukluk ise üst sosyoekonomik düzeyde daha fazla görülmektedir.

Duygu durum bozukluklarında diğer psikiyatrik hastalıkların rolü:

Geçirilmiş depresif bozukluk, distimi varlığı, anksiyete bozuklukları, Parkinson ve demans gibi nörolojik hastalıklar, uyku bozuklukları, alkol ve madde kötüye kullanımı duygu durumu bozukluklarını tetikleyebilir ya da eşlik edebilir.

Antalya Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi olarak son söz olarak, duygu durumu bozukluklarının çeşitli psikolojik ve biyolojik süreçler sonucu gelişen kompleks bir hastalık olduğunu söyleyebiliriz.

Duygu durumu bozuklukları teşhis ve tedavisinde Antalya Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi olarak yanınızdayız.

Antalya Psikiyatrist, Antalya Psikoterapist, Psikiyatrist Emine Filiz Uluhan.