Şizofrenide Depresyon

Duygudurum bozuklukları ve şizofreni iki ayrı hastalık grubu olarak tanımlanmış olsa da, şizofreni seyrinde depresyon gelişmesi sık gözlenen bir durumdur.

Amerikan Psikiyatri Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü şizofrenide görülen depresyonu bir sendrom olarak tarifler.

Şizofreniye eşlik eden depresyon, hastalığın her evresinde görülebilir. Farklı psikiyatrik kaynaklarda depresyon gelişme oranı %7 ile 70 arasında değişmektedir. Yalnız yaşama, erken yaşta anne-baba kaybı ve düşük kendilik değeri depresyon olasılığını arttırmaktadır.

Depresyon her türlü ruhsal bozukluk ya da bedensel hastalık seyrinde ortaya çıkabileceğinden, şizofreni ile depresyon birlikteliği oldukça karışık bir klinik tabloya sebep olur. Şizofreni belirtileri içinde depresyon belirtilerini ayırt etmek psikiyatristi zorlayacak, ayırıcı tanıda karışıklığa yol açabilecektir.

Depresyonun organik etkenleri arasında kanser, metabolik hastalıklar, otoimmun hastalıklar, kardiyak ve nörolojik bozukluklar, enfeksiyonlar, hormon bozukluklarını sayabiliriz. Bu tıbbi durumlar ve bunların tedavisinde kullanılan beta blokörler, bazı antibiyotikler, indometazin gibi nonsteroid romatizma ilaçları depresyona yol açabilmektedir. Kronik alkol ve madde kötüye kullanımı, yüksek miktarda kafein ve nikotin tüketiminin kesilmesi de şizofreni hastalarında disfori belirtilerine yol açarak depresyon kliniğine benzer bir tabloya neden olabilir.

Tartışmalı da olsa antipsikotik ilaçların depresyona yol açabildiği düşünülmektedir.

Birçok hastada ise şizofreninin başlangıcından itibaren depresyon bulunabilir. Akut psikotik fazda umutsuzluk ve suçluluk sanrılarıyla karakterize depresyon hastanın psikopatolojisinin ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıkabilir. Depresif duygudurum, suçluluk, intihar girişimi, retardasyon ve uyku bozukluğuna eşlik eden iki somatik belirti depresif sendrom tanısını koyduracaktır.

Postpsikotik depresyon ise pozitif belirtilerin düzelmesini takiben negatif belirtilerle ilişkili ya da hastalığa yönelik iç görü mevcudiyetinde ortaya çıkar. Hastaneye yatmak durumunda kalan şizofreni hastalarının %70’ inde hafif de olsa postpsikotik depresyon görülmektedir.

Şizofreni hastalarında intihar sıklığı yüksek olup, ömür boyu içinde intihar riski yaklaşık %10’ dur. Depresif belirtiler bu sıklığı arttırmakta, depresyonu olan şizofreni hastalarında intihar eğilimi %40’ ı bulmaktadır. Erkek cinsiyet, 30 yaş altı, paranoid şizofreni, ek olarak madde kötüye kullanımı, yüksek eğitim düzeyi ve yüksek yeti yitimi intihar riskini arttıran faktörlerdir.

Depresyon, şizofreninin gidişini ve iyileşmesini olumsuz etkiler. Atak sayısında artma, intihar riskinde artış, psikososyal işlevlerde bozulma ve tedaviye uyumsuzluk depresyon varlığında daha sık görülür.

Şizofrenide depresyon tedavisinde antipsikotik ilaçlar mutlaka değerlendirilmelidir. Birinci kuşak antipsikotiklerin depresyona yol açabildiği unutulmamalıdır. İkinci kuşak antipsikotiklerde bu yan etki yoktur, hatta şizofreninin akut atağı sırasında ortaya çıkan depresif belirtileri azaltabilmektedir.

Şizofreninin aktif evresinde antidepresanlar psikotik belirtileri kötüleştirebilir. Bu nedenle postpsikotik depresyon ve akut evredeki dirençli depresyon belirtilerinde antidepresan ilaç kullanmak daha uygundur. Antidepresan verilen psikotik bir hasta yakından izlenmeli, bu arada aktif psikotik belirtileri bulunmasa bile antipsikotik tedaviye devam etmelidir. Antidepresanlar ile antipsikotikler arasında farmakolojik etkileşimler de psikiyatrist tarafından dikkate alınmalıdır.

Antidepresan tedaviye yeterli yanıt alınmazsa lityum eklenmesi uygun olur. Lityum depresif belirtiler ve postpsikotik depresyonda etkilidir. Ailede duygu durum bozukluğu benzeri bir klinik seyir varsa lityumun fayda gösterme olasılığı çok yüksektir.

Psikososyal eğitim girişimleri de şizofreni-depresyon birlikteliğinde tedaviye olumlu katkı sunacaktır.

Antalya Psikiyatri, Psikoterapi Merkezi Antalya, Lara/Muratpaşa.

Psikiyatrist Filiz Uluhan.