Depresyon Belirtileri

Psikiyatrik olarak depresyon tanısı, doğrudan hastayla görüşme, klinik gözlem, aile üyelerinden alınan bilgi ve diğer yan bilgilerle (tıbbi kayıtlar gibi) konur.

Haftalar hatta günler içinde gelişen depresyon çoğu kez psikososyal bir stresi takiben ortaya çıkar. Sevilen birinin ölümü, boşanma, önemli bir ilişkinin bitmesi, iş kaybı, büyük maddi kayıplar en önemli psikososyal stres kaynaklarıdır.

Psikiyatri kliniğine başvuran hasta huzursuz (disforik) bir ruh halinden bahsediyor, çökkün, kederli, hüzünlü, umutsuz, çaresiz, sinirli, keyifsiz, endişeli, tasalı, değersiz, cesaretsiz gibi ifadeler kullanıyorsa depresyon tanısı kolayca konabilir. Bunları net olarak ifade etmeyen bir hastada, psikiyatrist diğer belirtileri sorgular. İştahsızlık veya kilo kaybı, uykusuzluk, yorgunluk, enerji düşüklüğü, ajitasyon ya da retardasyon, cinsel ilgi kaybı, günlük olağan faaliyetlere kayıtsızlık, değersizlik ve suçluluk duyguları, düşünememe, herhangi bir konuya odaklanmama, tekrarlayıcı ölüm ya da intihar düşünceleri psikiyatrist tarafından sorgulanması gereken diğer depresyon belirtileridir.

Çökkün duygudurum depresyon belirtileri içinde karakteristik bir bulgudur. Her şeyin değersiz, hayatın anlamsız, geleceğin umutsuz ve hiç düzelmeyecek gibi algılandığı psikolojik ruh hali çökkün duygulanımı tarifler.

Ünlü psikiyatristlerden Lehmann, depresyon belirtilerinden hüzünlülük, psikomotor yavaşlama ve bilişsel inhibisyonu (düşünce kıtlığı) en ön sıraya almaktadır. Mutsuzluk, suçluluk, değersizlik, ruhsal acıdan oluşan çökkün duygulanım, enerji kaybı ve anksiyete (sıkıntı) ise depresyonun psikolojik belirti üçlüsüdür.

Bir diğer psikiyatri otörü Hamilton ise çökkün duygulanım, suçluluk ve intihar düşüncelerini en tipik depresyon belirtileri olarak bildirmektedir.

Sosyal ilgi azlığı ve sosyal çekilme ile birlikte ağlamaklı konuşma, acınacak bakışlar, kırışık alın, düşük kaşlar, sarkık dudaklar, düşük omuzlar, kamburumsu öne bakan bir postür ve bezgin bir görünüm depresyonun tipik bedensel görünümünü tarifler. Bu görüntü psikiyatristi tanıya götürecek en önemli depresyon belirtilerindendir.

Zevk, ilgi ve enerji azalması depresyon için tanı koydurucu belirtilerdendir. Kişisel yetersizlik duyguları belirgin biçimde artmıştır. Manevi suçluluk duyguları, bireysel pişmanlık ve suçluluklara göre daha azdır. Depresyondaki kişi dünya, çevre, uygarlık ile endişelenmek yerine kendi varlığı hakkında kaygılıdır. Mesleki yetersizlik, uygunsuz yatırım, sorumsuzca alınmış kararlar, ideallerini gerçekleştirememe duyguları bireyin benliğini sarmıştır.

Ağrı, hazımsızlık, uykusuzluk, kabızlık, kilo verme, cinsel işlev bozukluğu, halsizlik gibi bedensel yakınmalar da önemli depresyon belirtilerindendir.

Depresyon kliniği yerleşmeden önce birçok hastada sıkıntı, huzursuzluk, çalışma isteğinde azalma, insiyatif kullanmada isteksizlik, yorgunluk ve uykusuzluk, dikkatsizlik, sosyal aktivitelerden kaçınma, ilgi azalması görülmektedir. Bu belirtilerin tanınması erken tanı için faydalı olabilir.

Depresyonun en temel belirtisi olan çökkün duygulanımda başlangıçta hastaların duygulanımlarında bir sığlaşma olur. Duruma uygun tepki veremezler, şakalara gülmezler, bazı mutlu olaylara sevinemezler. Grup neşe içinde iken sanki orada değilmiş gibidirler.

Depresyonun ilerleyen dönemlerinde birey her şeye olumsuz yanından bakmaya başlar. Yarıya kadar dolu bardağın hep boş tarafını görür. Mutsuz, karamsar ve hüzünlü düşüncelerle doludur. Ağlamaya eğilim artmıştır. Dokunsan ağlayacak hale gelinir.

Depresyon derinleştikçe her şey anlamsız ve değersiz, gelecek umutsuz, geçmiş yararsız bir hale bürünür. Hasta hiçbir zaman iyileşemeyeceği duygusundadır. Psikiyatristi boşa zaman harcamaktadır, onda artık hiç ümit yoktur. Hasta bunları düşünse de çoğu kez açıkça ifade etmez.

Depresyonun karakteristik belirtilerinden biri de düşük benlik saygısıdır. Hasta kendini hatalı hisseder, biraz çaba gösterse durumu düzeltebileceğine inanır, fakat bu çabayı gösteremediğini düşünerek kendine kızar. Depresyondaki bir hastaya “iradeni kullanmıyorsun”, “kendini toplamıyorsun”, “hiç gayret göstermiyorsun” tarzındaki yaklaşımlar yapıcı zannedilirken bir çuval inciri berbat edecek yıkıcı yaklaşımlardır. Yakın çevrenin iyilik zannıyla yaptığı bu bilinçsiz tavsiyeler depresyonu pekiştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Suçluluk duyguları bazı hastalarda hezeyan derecesine ulaşır. Bu hastalar ısrarlı biçimde günahkâr olduklarına ve yaşadıklarının günahlarının bir cezası olduğuna inanırlar. Bundan dolayı yaşamaya bile layık değildirler. Bu duygu depresyonlu bireyleri intihara götürebilir.

Depresyondaki kişi günlük aktivitelere ilgisizdir, yapılanları anlamsız ve boş bulur. Geçmişte zevkle yaptığı her iş onun için artık bir yüktür. Her şeyden kolayca sıkılır, kararlar ertelenir, küçük işlerde bile büyük kararsızlıklar yaşanır. İşler önce ertelenir, biriken işleri yapmaktan da bir süre sonra tamamen vazgeçilir.

Sürekli halsizlik, yorgunluk ve güçsüzlük depresyonlu hastaların önemli problemlerindendir. Hareketler yavaşlamış ve monotonlaşmıştır. Zaman içinde konuşmak bile hasta için yük halini alır.

Psikiyatriye birçok hasta sadece iç sıkıntısı, sürekli bir huzursuzluk duygusu ile başvurur. Gerginlik ve gevşeyememe en büyük şikâyetleridir. Tahammülsüzlük, ani öfke patlamaları gözlenebilir.

Uyku bozukluğu genellikle uykuya dalma zorluğu olarak kendini gösterir. Sabah erken uyanma, uykunun sık sık bölünmesi, yüzeysel ve doyurucu olmayan uyku tipiktir. Birçok hasta kötü rüyalardan yakınır. Rüyalardan o derece etkilenir ki tamamen rüyanın tesirinde, yorgun ve bitkin olarak uyanır.

Bazı depresyon vakalarında aşırı yeme görülmekle birlikte genellikle iştahsızlık, ağızda tatsızlık ya da acı bir tat söz konusudur. Hastalar yemekten tat alamadıklarından, yiyeceklerin saman gibi geldiğinden yakınırlar. Ağır vakalar yeme reddine kadar gidebilir.

Depresyonda gün içinde dalgalı bir seyir söz konusudur. Bir an iyi iken inanılmaz kötü bir duruma geçiş olabilir. Bu durum bir günde dört mevsimi yaşamak olarak tasvir edilir. Kendini kötü hissetme en çok sabahları olur. Atipik depresyonda ise hastalar akşamları kötü hissederler.

Cinsel istek kaybı, azalmış libido, yetersiz orgazm ve sertleşme sorunları depresyonun cinsel belirtileridir.

Depresyonda “hep ya da hiç” tarzı düşünce yapısı vardır. Psikiyatristler arasında, bu düşünce yapısının neden mi, sonuç mu olduğu hakkında fikir ayrılığı vardır. “Beğenilmiyorsam değersizim demektir”, “Birinden alacağım bir yardım beni ona bağımlı yapar”, “Herhangi bir yanlışlık ve kusurum, birçok ayıbım olduğunu gösterir”, “En iyisini, en güzelini yapamayacak olduktan sonra onu yapmanın bir anlamı olamaz” gibi düşünceler depresyondaki ya hep ya hiç tarzı düşüncelere örnek verilebilir.

Görüldüğü üzere depresyon belirtileri çok çeşitlidir ve bireyden bireye farklılık gösterebilir. Pek çok psikiyatri araştırmasına göre hastaların yarıdan çoğunda çıkan belirtileri şöyle özetleyebiliriz. Görülme sıklığına göre;

1) Enerji düzeyinde azalma

2) Konsantrasyonda zayıflama

3) İştahsızlık

4) Uykuya dalmada güçlük

5) İlgi, istek kaybı

6) Aktivitelere başlama güçlüğü

7) Üzüntü hali

8) Kızgınlık hissi

9) Düşüncede yavaşlama

10) Kararsızlık

11) Erken uyanma

12) İntihar düşünce ya da planları

13) Kilo verme

14) Ağlama isteği, kolay ağlama

15) Hareketlerde yavaşlama

16) Sinirlilik

17) Hiç iyileşmeyeceğim duygusu

18) Başlamış faaliyetleri bitirme güçlüğü

19) Kendine aşırı acıma

20) Cinsel enerjide azalma

Psikiyatrist Emine Filiz Uluhan, Antalya Psikiyatri Merkezi, Depresyon Tedavisi Antalya.